Hulusi Akar’dan Yunan parlamentere: “Kıbrıs’ın kuzeyini işgal derseniz zaten siz başından kavga etmek istiyorsunuz demektir’’

Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, NATO Parlamenter Asamblesi Siyasi Komisyon ile Akdeniz ve Orta Doğu Özel Grubu Ortak Toplantısı’nda, bir Yunan parlamenterin, “Kıbrıs’ın kuzeyinde işgaliniz sürüyor” yönündeki ifadelerine tepki gösterdi. Akar, “Kıbrıs’ın kuzeyini işgal’ derseniz zaten siz başından kavga etmek istiyorsunuz demektir. Orada 1974’e kadar katliamlar, darbeler yapıldı. 1974’te Barış Harekâtı’nı yaptık. 1974’ten şu ana kadar hem güney hem kuzey barış ve huzur içinde yaşıyor. Bunu görmek lazım. Yanlı olmamak lazım” dedi.

Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) Siyasi Komisyon ile Akdeniz ve Orta Doğu Özel Grubu Ortak Toplantısı’nda konuştu.

“DÜZENSİZ GÖÇ VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GİBİ RİSKLERLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

“Hepinizin bildiği gibi bugün, her zamankinden daha istikrarsız bir küresel güvenlik ortamında yaşıyoruz. Bu öngörülemeyen ortam alıştığımız geleneksel, kurallara dayalı güvenlik düzenine meydan okuyor. Geleneksel tehditlere ek olarak yeni hibrit tehditlerle test ediliyoruz. Terör tehdidinin yanı sıra aşırılıkçı ideolojiler, başarısız devletler, donmuş ihtilaflar, kitlesel ve düzensiz göç ve iklim değişikliği gibi risklerle karşı karşıyayız. Terör örgütleri bile bu düzensiz durumu istismar ederek uluslararası arenada aktör/vekil olmaya çalışmaktadır. Bazı müttefiklerimiz onları ‘ortak’ olarak görüyor. Bu çok talihsiz bir durumdur ve İttifak’ın ruhuna, birliğine, bütünlüğüne ve dayanışmasına aykırıdır. Bu bizim için gerçekten kabul edilemez.

“ŞU ANDA, TAHIL İHRACATI İÇİN GÜVENLİ BİR KORİDOR AÇMANIN YOLLARINI ARAŞTIRMAK İÇİN BM, UKRAYNA VE RUSYA İLE YAKIN BİR ŞEKİLDE ÇALIŞIYORUZ”

Şu anda, tahıl ihracatı için güvenli bir koridor açmanın yollarını araştırmak için BM, Ukrayna ve Rusya ile yakın bir şekilde çalışıyoruz. Rusya’nın mayınların temizlenmesinden faydalanmasından endişe duydukları için Ukrayna tarafı, mayınları temizlemekte tereddüt ediyor. Türkiye olarak her iki tarafla da uygulanabilir bir yol bulmak için çalışıyoruz. Ukrayna’nın taleplerini karşılamak için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Aslında Türkiye’nin Ukrayna’ya insani ve işlevsel desteği çatışma başlamadan önce başladı. Bu destekler, çeşitli şekillerde de devam etmektedir.

Şimdi, bu fırsatı değerlendirerek Montrö Sözleşmesi’nin hayati rolünü hatırlatmak istiyorum. Bildiğiniz gibi bu sözleşme bölgede uzun süredir denge ve istikrarı sağlamıştır. Sözleşme ile elde edilen, zamanla test edilmiş dengeye saygı duyulmaya devam edilmesi gerektiğine içtenlikle inanıyorum. Bu, tüm tarafların yararınadır. Türkiye bu sözleşmeyi her zaman dikkatli, sorumlu ve tarafsız bir şekilde uygulamıştır ve bundan sonra da uygulamaya devam edecektir.

“ASLINDA TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ, DEAŞ’A KARŞI GÖĞÜS GÖĞÜSE SAVAŞAN TEK NATO ORDUSUDUR”

Aslında Türk Silahlı Kuvvetleri, DEAŞ’a karşı göğüs göğüse savaşan tek NATO ordusudur. Buna ek olarak Türkiye 100.000 yabancı terörist savaşçının girişine izin vermezken, 9 bin 500 kişi Suriye’ye geçmeye çalışırken ülkelerine geri gönderildi. 40 binden fazla masum insanın hayatını kaybetmesinden PKK terör örgütü sorumludur. Suriye krizi, PKK’ya kendi Suriye kolu olan YPG’yi tanıtma fırsatı verdi. Uluslararası toplumu yanıltmak için PKK farklı isimler altında faaliyet göstermektedir. Buradaki kilit konu şudur: PKK=YPG. Onlar aynı madalyonun iki yüzüdür. İstihbarat ve açık kaynaklar tarafından onaylandığı gibi aynı hiyerarşi altında çalışırlar. Aynı radikal, ayrılıkçı ideolojiye sahipler; aynı liderliği, hedefleri paylaşıyorlar ve aynı şiddet yöntemlerini kullanıyorlar.

“NE KÜRT HALKIYLA NE DE BAŞKA BİR ETNİK KÖKENLE SORUNUMUZ OLMADIĞININ ALTINI ÇİZMELİYİM”

Ek olarak, insan/uyuşturucu/silah kaçakçılığı, etnik zulüm, zorunlu göç ve çocuk toplama faaliyetlerinin tümü bağımsız kurumlar tarafından ayrı ayrı belgelenmiştir. Örnek: İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütünün raporları. Hepimiz bilmeliyiz ki, bir terör örgütünü diğerine karşı sözde işlemsel, taktiksel ve geçici bir ortaklık içinde desteklemenin hiçbir koşulda kabul edilemez olduğunu bilmeliyiz. Bu durum ahlaki olarak sorgulanabilirdir ve stratejik olarak kendi kendini yenilgiye uğratır. Ayrıca İttifak ruhuna da aykırıdır. Lütfen unutmayın, tek düşmanımız terör, tek hedefimiz de teröristlerdir. Bunu yaparken de komşularımızın sınırlarına ve toprak bütünlüğüne her zaman saygı duyuyoruz. Ne Kürt halkıyla ne de başka bir etnik kökenle sorunumuz olmadığının altını çizmeliyim. DEAŞ İslam’ı temsil etmediği gibi, PKK/YPG de Kürtleri temsil etmiyor.

“BÖLGEDEKİ KÜRTLERİ PKK/YPG İLE ÖZDEŞLEŞTİRMEK KÜRT KARDEŞLERİMİZE HAKARETTİR”

Bölgedeki Kürtleri PKK/YPG ile özdeşleştirmek Kürt kardeşlerimize hakarettir. Nitekim 1,5 milyon Kürt PKK/YPG baskısı nedeniyle evlerini terk etti. Bu, PKK/YPG’nin Kürt halkının da düşmanı olduğunu açıkça göstermektedir. Kürtler, Araplar, Asuriler, Keldaniler, Aramiler, Hristiyanlar ve Ezidiler gibi bölgede yaşayan tüm dinî ve etnik grupların güvenliğine büyük önem veriyoruz.

Özetlemek gerekirse terörle mücadele bize bazı önemli dersler verdi: İlk olarak etkili uluslararası iş birliği esastır. İkinci olarak uluslararası toplum, terör örgütleri arasında olası yararlara veya sonuçlara dayalı olarak ayrımcılık yapmamalıdır. Bir NATO Müttefiki olarak Türkiye’nin Avrupa ile terör, mülteci akınları ve diğer zorluklar arasındaki son engel olduğunun altını çizmeliyim.

“TÜRKİYE OLARAK ÇATIŞMANIN BAŞINDAN BERİ SURİYE HALKININ YANINDAYIZ”

Türkiye olarak terörle mücadelemizi meşru müdafaa hakkımız, uluslararası hukuk ve ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde yürütmeye devam edeceğiz. Doğal olarak her türlü teröre karşı mücadelemizde Müttefiklerimizden iş birliği, destek ve dayanışma bekliyoruz. Bu noktada diğer bölgesel meseleler hakkında da birkaç söz söylemek istiyorum: Suriye konusunda; Suriye krizinin son 12 yılına baktığımızda, Türkiye’nin Suriyeliler için herhangi bir ülkeden daha fazlasını yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye olarak çatışmanın başından beri Suriye halkının yanındayız. Kürtler, Ezidiler, Araplar, Hıristiyanlar, Asuriler ve diğerleri de dâhil olmak üzere etnik kökenleri veya inançları ne olursa olsun milyonlarca Suriyeli ve Iraklı mülteciyi kucakladık. Lütfen bunu not edin.

“SURİYE’DE 5 MİLYONDAN FAZLA ‘ÜLKE İÇİNDE YERİNDEN EDİLMİŞ’ KİŞİYE YARDIM VE DESTEK SAĞLIYORUZ”

4 milyona yakın Suriyeliyi Türkiye’de ağırladık. Bazıları zaten güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde Suriye’ye döndü. Ayrıca Suriye’de 5 milyondan fazla ‘ülke içinde yerinden edilmiş’ kişiye yardım ve destek sağlıyoruz. Aslında BM rakamlarına göre dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkesi biziz. Bu mülteci akını, Türkiye’nin Avrupa’nın ve ötesinin yararına omuzladığı önemli bir yüktür. Ancak bu konuda da sınırlarımıza ulaştık. Türkiye, Suriye içinde desteklediğimiz bölgelerde hayatın normalleşmesi için de önemli miktarda kaynak ayırıyor. Bu, hastanelerin ve okulların, camilerin, kiliselerin ve sinagogların onarımını ve su, elektrik ve yol gibi altyapıların rehabilitasyonunu ve son olarak tarım ve ticaretin canlandırılmasını içerir.

“TÜRKİYE OLARAK YUNANİSTAN İLE OLAN TÜM SORUNLARIN ULUSLARARASI HUKUK, İYİ KOMŞULUK İLİŞKİLERİ, BARIŞÇIL BİR ŞEKİLDE ÇÖZÜME KAVUŞTURULMASINI İÇTENLİKLE DİLİYORUZ”

Komşumuz ve müttefikimiz Yunanistan ile olan sorunlara gelince; Yunanistan ile Doğu Ege adalarının askerden arındırılmış statüsü, karasuları, hava sahası iddiaları, kıta sahanlığı, kışkırtıcı tatbikatlar, NAVTEX’ler gibi bazı önemli sorunlarımız var. Türkiye olarak Yunanistan ile olan tüm sorunların uluslararası hukuk, iyi komşuluk ilişkileri, karşılıklı saygı, İttifak ve diyalog ruhuyla barışçıl bir şekilde çözüme kavuşturulmasını içtenlikle diliyoruz.

Açık bir şekilde, iki ülke arasındaki sorunlar görüşmeler, toplantılar, ziyaretler kısacası diyalog olmadan çözülemez. Bölgenin zenginliğini adil bir şekilde paylaşmaktan ve birlikte barışçıl bir gelecek inşa etmekten yanayız. Ne yazık ki bazı Yunan politikacılar, kendi siyasi ve kişisel hırsları için, sanki Yunan halkının bile aleyhine olan olumlu çabaları baltalamak istercesine, gerilimi tırmandıran kışkırtıcı eylemler ve söylemler peşinde koşuyorlar… NATO üyeleri olarak İttifak içindeki yapay silah programlarına ve ittifak içerisinde ittifaklara ihtiyacımız yok.

“İKİLİ MESELELERİ AB’NİN, ABD’NİN VEYA NATO’NUN SORUNLARIYMIŞ GİBİ GÖSTERİYORLAR. ÜÇÜNCÜ TARAFLARI İKİLİ MESELELERE DÂHİL ETMEK YARDIMCI OLMAZ”

Bazı Yunan akademisyenler, emekli diplomatlar ve generaller de gerçekçi ve olumlu çabaları desteklemektedir. Şunun da altını çizmeliyim ki, Yunan dostlarımız ikili meseleleri doğrudan ve iyi niyetle ele almak yerine AB ile konuşuyorlar. İkili meseleleri AB’nin, ABD’nin veya NATO’nun sorunlarıymış gibi gösteriyorlar. Üçüncü tarafları ikili meselelere dâhil etmek yardımcı olmaz. Bu sadece sorunları daha da zorlaştıracaktır. Ayrıca, göç konusunda NATO üyeleri olarak insani değerlere sahip çıkmalıyız. Büyüyen bazı ülkelerin aksine, hiçbir zaman saldırgan veya yayılmacı olmadık. Komşumuz ve müttefikimiz Yunanistan’a mesajımız, Türkiye’nin Yunanistan veya başka bir ülke için bir tehdit olmadığıdır. Kimsenin toprakları ve hakları üzerinde hiçbir iddiamız yok. Aksine Türkiye güvenilir, güçlü ve inandırıcı bir müttefiktir.

“SİYASİ SÜRECİ DESTEKLİYORUZ. HİÇBİR LİBYALI AKTÖRÜ DESTEKLEMİYORUZ”

Libya konusunda ise amacımız, ‘Libya, Libyalılarındır’ anlayışından hareketle ülkenin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamak, barışçıl ve istikrarlı bir Libya’ya katkıda bulunmaktır. Türkiye, ikili anlaşmalar doğrultusunda uluslararası hukuka uygun olarak Libya Hükümetine eğitim, yardım ve tavsiye desteği sağlamakta, mayınların/EYP’lerin temizlenmesine yardımcı olmakta, sağlık ve insani yardım sağlamakta ve bir hastane işletmektedir. Nitekim Türkiye’nin Libya’daki desteği sayesinde daha fazla çatışma ve insani trajedi yaşanmasının önüne geçilmiş ve BM öncülüğünde mevcut siyasi süreç mümkün hâle gelmiştir.

Siyasi süreci destekliyoruz. Hiçbir Libyalı aktörü desteklemiyoruz. Amacımız hem bir iktidar boşluğunu hem de yeni bir silahlı çatışmayı/çatışmaları önlemektir. Kapsayıcı yaklaşımımızın bir parçası olarak ve bazı müttefiklerimizle koordineli olarak tüm Libyalı taraflarla temas hâlindeyiz. O dönemde sadece Türkiye’nin, BM tarafından tanınan Libya Hükümetinin yardım çağrısına olumlu yanıt verdiğini lütfen unutmayın. (ABD, İngiltere, İtalya, Cezayir, TUR ve NATO.) Dolayısıyla Türkiye, Libya’da yabancı bir güç değildir.

“ULUSLARARASI HAVALİMANI’NDAKİ OLAYLAR ARZU ETTİĞİMİZİN ÇOK UZAĞINDA GERÇEKLEŞTİ”

Afganistan konusunda ise; Kararlı Destek Harekâtı’nın sona ermesi ve Kabil Uluslararası Havalimanı’ndaki olaylar arzu ettiğimizin çok uzağında gerçekleşti. Türkiye olarak söz verdiğimiz gibi binlerce Müttefik personelinin, sivilin ve savunmasız Afgan’ın güvenli tahliyesini desteklemek için elimizden geldiğince orada kaldık. ABD ve İngiltere ile sahadaki müttefikler ve ortaklar olarak çok zor koşullar altında etkili bir iş birliği gösterdik. Askerî görev artık sona erdi, ancak doğru dersleri çıkarmamız ve ülkenin bir kez daha terör kaynağı hâline gelmemesini sağlamamız çok önemlidir.

Sonuç olarak; İttifak’ın birlik, dayanışma ve uyum ruhunu akılda tutarak tüm Avrupa-Atlantik bölgesinin ve ötesinin güvenliğine önemli katkılarda bulunmaya devam edeceğiz. Bu bağlamda, NATO Türkiye’nin güvenliğinin merkezinde, Türkiye de son 70 yıldır olduğu gibi NATO’nun merkezinde yer alıyor. Ayrıca, Yunanistan ile çözüm bekleyen tüm sorunları diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözmek istiyoruz. Bildiğiniz üzere yoğun bir gündemimiz var. Yarın Savunma Bakanlıkları ile bu meselelerin bazılarını görüşmek üzere Brüksel’de olacağım.

Ateşkes ve insani yardım konusunda Reznikov ve Şoygu ile sıklıkla görüşüyoruz. İlk olarak savaşı durdurmaları konusunda onları ikna etmeye çalışıyoruz. Evet haklısınız. Ruslar tarafından işgal edilmiş bölgelerden çekilme konusu dahil olmak üzere her konunun görüşülmesi gerekiyor.

“KONUŞALIM DİYORUZ; ÇÜNKÜ PROBLEMLER VAR”

Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Miçotakis ile bir görüşme yaptı. Görüşmede iki tarafın anlaşması, görüşmesi konuşmasında en temel konu şuydu: Aramızdaki eleştirileri, aramızdaki konuları kendimiz görüşelim bunları üçüncü tarafa taşımayalım. Türkiye ile Yunanistan arasında ne problem varsa Miçotakis ile Sayın Erdoğan arasında ne problem varsa karşılıklı oturup konuşalım. Buna ‘evet’ denildi. Sayın Miçotakis de buna ‘evet’ dedi. Fakat bunu dediğinden çok kısa bir süre sonra orada ne kadar ikili ilişki varsa iki müttefik arasında iki komşu arasında hiç yakışmayacak şekilde gittiler orada her şeyi şikâyet eder bir hale getirdiler. Ya bu aslında Yunanistan’ın da egemenlik ve bağımsızlık haklarına aykırı bir şey. Her şeyi oradan istediler. Bu bir… İki, evet bizim aramızda problemler var. Ben burada başından beri büyük bir nezaketle büyük bir kibarlıkla anlatıyorum. Evet, problemler var. Bu problemlerin çözülmesi içinde konuşmamız lazım, görüşmemiz lazım. Üç yol var: bunlardan bir tanesi, yapıcı (constitutive); ikincisi, güven artırıcı önlemler (confidence building measures); üçüncüsü, çakışmayı önleme (deconfliction)… Biz bunlar için ne zaman nerede derseniz konuşmaya görüşmeye hazırız. Konuşalım diyoruz; çünkü problemler var. Bu kompleks problemlerin hukuki bir boyutu var, coğrafi boyutu var, tarihi boyutu var, maddi, askeri boyutu var. Hadi deyince olmaz bu. Biz bu konuları daha önceki arkadaşlarımız ile Genel Kurmay Başkanlığı zamanında, bakanlığımız zamanında da bunlara karar verdik; konuşalım dedik. Çünkü bunlar bir anda yapılacak şeyler değil, otursunlar eksper ile tartışsınlar”

“KIBRIS’IN KUZEYİNİ İŞGAL DERSENİZ ZATEN SİZ BAŞINDAN KAVGA ETMEK İSTİYORSUNUZ”

Akar, NATO Parlamenter Asamblesi Toplantısı’nda soruları da yanıtladı. Bakan Akar, bir Yunan parlamenterin “Kıbrıs’ın kuzeyinde işgaliniz sürüyor” yönündeki ifadelerine sert tepki gösterdi. Akar, şunları söyledi:

“Kıbrıs’ın kuzeyine işgal derseniz, başından kavga etmek istiyorsunuz demektir. Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyinde işgalci değildir. Orada 1974’e kadar katliamlar, darbeler yapıldı. Rumların dâhil hayatları tehlikeye girdi. Biz 1974’te Barış Harekâtı’nı yaptık. 1974’ten şu ana kadar hem güney hem kuzey barış ve huzur içinde yaşıyor. Bunu görmek lazım. Yanlı olmamak lazım. 2014’te BM’nin Annan Planı’nı çözüm olsun diye tüm eksikliklerine rağmen Türkler kabul etti. Rum tarafı kabul etmedi.”

Kaynak : https://www.muhalif.com.tr/haber/hu...indan-kavga-etmek-istiyorsunuz-demektir-56392
 
Üst